Z Kuşağı Çalışma Alanları

Çalışma ortamlarının Y kuşağına göre tasarımı artık belirleyici bir güç

Yaklaşık son beş yıldır, düzenli sıralar halinde yerleştirilmiş küçük bölmelerden oluşan klasik ofislerin azalmaya başladığını görüyoruz. Ofis tasarımında Baby Boomer dönemini geride bırakıyor ve Y Kuşağının çalışma dünyasına ilerliyoruz. Bu değişim kısmen teknolojinin bizi büyük bir hızla geleneksel ofis ortamından koparmasından kaynaklanıyor. Bununla birlikte değişimi tetikleyen başka bir unsur, işbirliği içinde çalışan ve sosyal bağlantılar kurma ihtiyacından motive olan Y kuşağının iş yapma tercihleri. Ofiste çalışacakları yeri kendileri belirlemek istiyor, kullanacakları alanlar için çeşitli seçenekler talep ediyorlar. Çalışma alanlarının görünümünde ve yarattığı histe çeşitlilik ve heyecanı tercih ediyorlar. Şirketler de bunlara yanıt vermek için çatı bahçelerinden samimi lounge alanlarına, kafeterya, oyun odası ve meditasyon merkezlerine kadar değişik bireysel ve interaktif mekanları çalışma ortamlarına ekliyorlar. Bu kuşak, bireysel ve profesyonel kişiliklerini iş yaşamında bilinçli olarak harmanlarken, ev sıcaklığını lunapark heyecanıyla buluşturan ilginç ortamlarda çalışmak istiyor. Bunların sonucunda doğan ofis tasarım felsefesi ise açıklık, sürpriz, çeşitlilik ve karmaşıklık unsurlarını ev hissiyle kombine eden bir yaklaşım olarak gelişmekle birlikte mekanın genelinde ve belli çalışma alanlarının kullanım amacında belirsizliklere yol açabiliyor.

Her kuşağın ihtiyaçlarını karşılamak için tasarımda “daha büyük bir fikir” gerek

Bu on yılın sonlarında dört kuşak aynı ofis ortamında çalışıyor olacak. Büyük çoğunluk Y Kuşağı olurken, Baby Boomer ve X kuşaklarından da ciddi oranda çalışan yer alacak. X kuşağının çocukları olan Z kuşağı da bu sıralarda profesyonel işgücüne katılmaya başlayacak. Bu kuşaklararası karışıma bakıldığında Y kuşağının ihtiyaçlarına odaklı karmaşık ve belirsiz ofis alanlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekecek.

2000 yılında doğanlarla başlayan Z kuşağının en yaşlı üyeleri şu an liseye giderken yeni doğanlar da hala bu kuşağa dahil oluyor. Bu kuşağı tanımlayan belirgin özellikler arasında şunlar sayılabilir: yaşamlarında istikrar, düzen ve öngörülebilirliğe çok değer vererek yetiştiriliyorlar; yetişkinler olarak işyerinde kişilerarası ilişkileri yönetmekte bocalayacaklar ve neredeyse doğuştan dikkatleri dağınık. Bazıları bu grubun Y kuşağının uzantısı olarak görse de gerçek durum bundan çok uzak.

Ekonomik krizlerin yaşandığı 70’lerdeki büyük ölçekli işten çıkarmalar ve yüksek boşanma oranları nedeniyle X kuşağı anne ve babaların çoğu “çalışan ebeveynlerin” çocukları olarak yetişti ve o yıllarda üniversite sonrası giriş düzeyinde işlerin azlığı dolayısıyla bazıları “aylak” olarak nitelendirildi. Bu X kuşağı üyeleri bugün ebeveynler olarak genç yaşlarındaki kaotik deneyimleri çocuklarına yaşatmamaya kararlılar ve onları aileye önem veren, netliğe, düzene ve kesinliğe değer veren bireyler olarak yetiştiriyorlar. Kafaları akıllı telefonlarına ve tabletlerine gömülü, aynı anda çok iş yapabilen bu çocuklar maalesef bu konuda çok iyi değiller. Şimdi bunları bir de Y kuşağı ofislerinde istikrar ve düzen ararken, dikkat dağıtan şeylerden kaçmak isterken düşünün; aksine karmaşa, belirsizlik, sesli ve görsel kaos bulacaklar. Bu tür ortamlar güçlü değil zayıf yönlerini açığa çıkaracak. Görsel karışıklık ve çok fazla seçenek olması dikkatlerini daha da çok dağıtacak ve işlerini yapmalarını zorlaştıracak.

Diğer yandan, Baby Boomer kuşağının en genç üyeleri, hala emekliliklerine çok zaman olduğu için çalışıyor olacak. Ve “yerinde yaşlanan” çalışan grubunun daha yaşlıları da görme, işitme ve hareket kaybı gibi fiziksel zorluklar nedeniyle kendi sorunlarıyla uğraşacak. Bugün çalışma ortamları alıştıkları rahat alanlar olmaktan çıktığı için sızlanıyorlar ama beş veya on yıl içinde gerçek şikayetleri olabilir. Eskisi kadar keskin görmeyecek, işitmeyecek veya algılamayacaklar ve bu arada Y kuşağının çalışma ortamları bu sorunu ciddileştirecek.

Gelecek için planlama yaklaşımında mekanın “okunurluğuna” vurgu yapmak gerekecek. Okunur ofisler, anlaması ve içinde hareket etmesi kolay, mekanlarının kullanım amaçlarının açık ve anlaşılır olduğu konfigürasyonlar sunar.

Dolayısıyla “okunur” çalışma alanları, özellikle de en genç ve en yaşlı ofis çalışanları açısından kritik öneme sahip olacak. Bu durum, geleceğin dört kuşağı barındıracak ofisleri için evrensel bir tasarım prensibi olarak düşünülmeli.

Okunurluk sağlık ve iyilik hissini etkileyebilir

Okunur tasarım prensipleri; çalışma ortamı planlamasının, grup ve bireysel çalışma alanlarının, mobilya ve teknolojilerin tüm tasarım unsurlarına uygulanabilir. Okunur tasarım, şirketlere her kuşaktan çalışanı daha iyi destekleme olanağı verir. Öyle ki, araştırmalar iyi okunurluğun bir sağlık meselesi olabileceğini, kullanıcıların stres düzeyini düşürebileceğini ver her ortamın kullanılabilir alanları için bir kriter olması gerektiğini ileri sürmektedir. Yer planının ve mekanların yeterince okunur olmaması sağlık üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilendirilmektedir (Evans and Cohen, 1987).

Okunurluk, insanların ihtiyaçlarını öne koyduğu için insan-odaklı bir tasarım yaklaşımıdır; amacı, gereksinim duyulan mekan türünü bulmayı kolaylaştıran, her tür mekanı hızla ve etkin bir şekilde kullanmayı sağlayan pozitif bir çalışma deneyimi yaratmaktır.

Okunurluk beş basit tasarım unsuruyla başarılabilir

Okunur bir ofis ortamının yer planı açık ve net bir şekilde düzenlidir. Kişiler yerleşim düzeninin “zihinsel haritasını” kolaylıkla oluşturabilir ve mekanda fazla zaman geçirmemiş olsalar bile binada herhangi bir yeri bulabilirler (Garling and Evans, 1991; Weisman, 1981). Tasarım açısından ofisin yerleşim düzeni, insanların bir yerden başka bir yere nasıl gidileceğini veya belli bir mekan türünün nerede bulunacağını kolayca öğrenmelerini veya tahmin etmelerini sağlayan, öngörülebilir bir ritim olarak geliştirilmelidir.

Bunun aksine, bir “küp çiftliği”, yani yer planının monoton bir düzenle oluşturulduğu ve her bölümün birbirine benzediği yerleşimler kafa karıştırıcı bir labirente dönüşebilir. “Okunamayan” karmaşık yerleşim düzenleri, çalışanların mekanlar arasında hareketini baskılayabilir, daha fazla zaman harcatır ve insanlardaki genel hakimiyet hissini azaltabilir. Bir mekanın ve teknolojinin kullanım amacı net değilse (kafeterya ve lounge alanları gibi), insanlar bunları kullanmaktan kaçınacak veya mekanı ve mobilyaları nasıl kullanacaklarını çözmeye çalışarak zaman kaybedeceklerdir.

1. Belirleyici noktalar bina içindeki yerler hakkında önemli fiziksel ipuçlarıdır. Bu tür noktalar tesis dışında, pencerelerden görülebilen diğer binalar ve dikkat çekici unsurlar olabilir. Kafeterya, kontrast renkli veya ilginç sanat eserlerinin yer aldığı duvar bölmeleri ya da başka unsurlar da insanların yararlanabileceği noktalar olabilir.

2. Plan konfigürasyonunun şekli veya formu mekanın yerleşimini anlamayı kolaylaştırabilir. İleri derecede düzensiz yerleşim planları kafa karıştırabilirken mekanda çok fazla sayıda veya yoğunlukta karar noktası (kesişen yollar) da olabilir.

3. Görsel erişim, insanların dolaşırken belirleyici noktaları veya diğer alanları görmesini sağlar. Alçak bölmeli çalışma üniteleri olması ve görsel erişimi engelleyen mimari unsurlardan kaçınmak mekanın açılmasına yardımcı olabilir. Camlardan bina dışına görsel erişim olması, kişilerin belirleyici nokta görevi görecek dış unsurları görmesini sağlayabilir. Bu tür belirleyici noktalar insan yapımı veya doğal olabilir.

4. Mimari farklılaştırma, değişik alanların görsel açıdan belirgin biçimlerde tasarlanmasıdır. Bu tür alanlar ikincil belirleyici noktalar olarak kullanılabilir. Bunlar, bir birimin tümünü tanımlayan ortak bir renk teması veya büyük bir mekanda benzer bir görünüm ve his yaratmak kadar basit olabilir. Bu tür alanların kendileri de insanların bina içinde nerede olduklarını anlama konusunda yardımcı olabilirler.

5. İşaretlemeler ve görsel unsurlar, mekanla ve kullanım amacıyla ilgili bilgi verebildiği gibi ortak kullanılan bölgelere veya davranışsal beklentilere yol da gösterebilir (O’Neill, 1999).

Okunurluk, anlaması ve öğrenmesi kolay bir yerleşim düzeni sunarak ofis alanının tasarımına entegre edilebilir. Aynı zamanda insanların mekan içinde ve dışında kendi başlarına dolaşmasına yardımcı olacak görsel erişimler ve mekanın kullanım amacı hakkında bilgi veren işaretlemeler de yararlı olabilir.

Haworth tarafından yapılan araştırmalarda çalışma ortamı tasarımıyla kullanıcı deneyimi, sağlık, performans ve kullanıcı deneyiminin kalitesi arasındaki bağlar incelenmektedir. Ürün geliştirme sürecine bilgi katkısı sağlamak ve müşterilerimizin çalışma ortamlarını şekillendirmelerine yardımcı olmak için öğrendiklerimizi paylaşır ve uygularız. Bu konu başlığı veya Haworth’un sağlayabileceği diğer araştırma kaynakları hakkında detaylı bilgi için tıklayabilirsiniz: www.haworth.com

Kaynak:

https://www.linkedin.com/pulse/generation-z-emerging-need-legibility-workplace-design-o-neill?trk=prof-post

0

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close Cart